| Bolu - Yedigöller - Gölcük - Aladağlar |
|
|
|
(1 GECE 2 GÜN)
TUR PROGRAMI
İSTANBUL’A TAHMİNİ VARIŞ SÜRESİ 21.30 YEDİ GÖLLER Kışın olduğu gibi yazın da zengin doğası ve temiz havası nedeniyle popülerliğini koruyan Yedigöller, Çok bilinen tatil cennetlerinden biridir.1965 yılında,1636 hk.'lık bir alan üzerinde kurulan ve daha sonra alanı 2019 hk.'a çıkan Yedigöller Milli Parkı, dinlenmek ve doğadan yararlanmak isteyen herkese Hitap edecek özelliklere sahiptir. Kış aylarında oldukça karlı geçen ve yolları günlerce kapanıp geçit vermeyen Yedigöller'in en güzel Mevsimleri İlkbahar ve Sonbahar aylarıdır.Sarının,kızılın ve kahverenginin değişik tonlarına bürünen Ağaçlarıyla bu güzel yer,özellikle sonbahar aylarında görsel şölenin doruklarında geziyor. Kamp kurmak, patikalarda yürümek, odunsu ve otsu bitkiler, mantarlar, böcekler, balıklar, yaban hayatı ve geyiklerin yaşamlarını yakından izlemek başlıca seçenekler arasındadır. Yedigöller Milli Parkı'nın kayan kütlelerin, vadilerin önünü kapaması sonucu oluşmuş göller yüzeysel ve yeraltı akışlarıyla birbirlerine bağlıdır."Yeşil Denizinin" ortasında yer alan bu yedi "mavi ada" kuzeyden güneye doğru 1500 m. içerisinde sıralanır. Çam, kayın ve kızılağaçlar arasında rüya benzeri bir görünüm sunan Büyükgöl, 24.000 metre kareyi bulan yüzölçümüyle yedi gölün en büyüğü… Onu , büyüklük sıralamasında, Nazlıgöl(15780), Deringöl(15063), Sazlıgöl(5950), Küçükgöl(2170), Seringöl(1758) ve İncegöl(1036) metre karelik alanlarla sıralanmaktadır. Parka, çoğunlukla bahar ve sonbahar ayları arasındaki aylarda, Bolu ilinden kuzeye ayrılan, Göndek köyünden geçilen tozlu topraklı stabilize orman yolundan gidilir.Ama Yedigöller Milli Parkı'na varıldığında yutulan tüm toz toprak unutulur.Çünkü karşılaşılan o güzellik için değil tozlu yollar, okyanuslar, çöller bile aşılır… Doğanın yarattığı doğal bir Arboretum (canlı ağaç müzesi) görünümündeki Yedigöller, botanik alanından da çok zengin bir bölgedir. İsterseniz, Yedigöller'in botaniğinde bir geziye çıkalım. Bolu'yu arkamızda bırakarak kuzeye, Göndek köyüne doğru yol alırken, dere boylarında tepeleri tümüyle kesilip alınmış aksöğütler dikkatimizi çekecek.Buna köysöğüdü de denir.Dalları kol kalınlığına geldiğinde kesilip alınır; yaprakları hayvanlara yedirilir, odunundan yoğurt kapları yapılır.Türkiye'de doğal olarak yetişen 22 söğüt türünden birisidir aksöğüt.Tarlalarının kenarlarına dikilmiş piramidal kavaklar ise Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göçerken beraberlerinde getirdikleri Asya orjinali Servi kavaklarıdır.Yıllar sonra Türkler aynı şekilde bu kavakları Balkanlar'a, Yunanistan, Yugoslavya ve Macaristan'a kadar götürmüştür.Bilimsel kaynaklarda bu türün adı Özbek kavağı olarak geçer.En belirgin özelliği gövde kabuğunun kireç beyazı olmasıdır.Tarla kenarlarında, özenle korunan bir başka ağaç ise dallarında asılı duran kırmızımtırak-sarı meyveleri, yaprakları maydanozunki gibi parçalı ve sonbahar rengine bürünmüş sapsarı görüntüsüyle alıç ağacıdır.Bolu dolaylarında, karaçam ormanlarında yaygın olarak yetişir.Alıçın napolyon kirazı büyüklüğündeki meyveleri kokulu ve lezzetlidir; C vitaminince zengindir ve dokularında elma asidi (malik asit ) bulunur; idrar sökücü özelliği vardır.Abant'da, köylü kadınları alıç meyvelerini ipe dizip satarlar.İlkbahar da bu ağacın çiçek taşıyan genç sürgünleri toplanıp kurutulur ve kurutulan çiçek ve yaprakları çay gibi demlenip içilir.Bu çayın sinir sistemini yatıştırıcı, spazmları azaltıcı, kalp atışlarının hızını yavaşlatıcı, tansiyon düşürücü etkileri vardır.Özellikle kalp üzerine olan etkisi nedeniyle, Avrupa'da yapılan pek çok hazır ilacın terkibine girmiş. Yedi göller havzası kuzeyden güneye doğru alçalma gösterir.Havzada en yüksek yer 1488 m. ile Eğri kiriş Tepesi, en alçak yer ise 465 m. ile Kirazçatı'dır.Kalker ve serpantin ana kayaçlar havzada oldukça yaygındır.Yamaç eteklerinde, vadi ve düzlüklerde toprak oldukça derin ve mineralce zengindir.Özellikle kalker ana kayaçlı toprakların üzerinde zengin bir flora yer almaktadır.Belli bir yükseklikten sonra karaçam ormanlarına ulaşılmaktadır.Karaçam kalın dallı, geniş tepeli bir ağaç;adını esmer gövde kabuklarından almıştır. Dağa doğru yükseldikçe iklimin ve bununla ilgili olarak da ağaç türlerinin değişimini fark edersiniz.800-900 m. yüksekliklerde kendinizi beyaz gövdeli, dev cüsseli, Boylu kayın ağaçlarının yoğunluk kazandığı yapraklı ormanların içinde bulursunuz. Bakır renginden altın sarısına kadar değişik renk tonlarındaki kayın yaprakları dökülmeye, kelebekler havada uçuşmaya başlamıştır.Yollar bu ağacın yaprakları ile örtülüdür.Kayın ormanı içerisinde tek tek veya küçük gruplar halinde bulunan Titrek Kavak'ların, küt uçlu-dairemsi yaprakları ise değişik tonda sararıp kızarmıştır; kolaylıkla fark edilirler.Titrek kavağın yaprak sapları çok uzun ve basık olduğundan, hafif bir rüzgarla yapraklar sallanmaya, kulağa hoş gelen titrek sesler çıkarmaya, çırpınmaya başlar.Bir gün bu ağacın odunları kibrit çöpü olarak karşımıza çıkacak, sigara veya ocağınızı ateşleyecektir. Tepedeki dallarına kıpkırmızı meyve salkımları asılı ve alev alev göz kamaştıran bu ağaç Dişbudak yapraklı üvezdir.Polonya'nın tüm kasaba ve kentlerinde yol ağacı olarak dikilen bu doğal türümüzün Bolu'nun parklarına bile bir tek ağacı dikilmemiştir. Yaklaşık 1000-1200 m. yüksekliklerden başlayarak kayın ormanına bir başka iğne yapraklı tür, Batı Karadeniz göknarı karışır ve gittikçe de egemen duruma geçer. Artık göknarı tanımanız gerek; hani yılbaşına doğru salonlarda ışıklarla, pamuklarla süslenen ve altına hediye paketleri yerleştirilen ağaç… Ağaçların dallarından aşağı doğru sarkmış Sakallı likenleri(Usnea barbata) göreceksiniz. Liken bolluğu havanın kirli olmadığının göstergesidir.Gelişmiş ülkelerde, kent planları üzerine merkezden çevreye doğru yarı çapları 3-6-9 km. olan iç içe daireler çizilmekte ve bu daireler içinde kalan yerlerde görülen likenler işaretlenmektedir.Bu liken haritalarından, likenlerin yoğunluk kazandığı kesimlerde havanın henüz kirlenmediği;likenlerin kaybolduğu veya seyrek görüldüğü yerlerde ise yoğun bir kirliliğin söz konusu olduğu sonucu çıkarılmaktadır. 1600 m. yüksekliğe kadar tırmandıktan sonra,kuzeydoğuya dönük bir başka yağış havzasına doğru inişe geçer ve yaklaşık 900 m. yükseklikteki bir yerde,"Kapankaya" mevkide ulaşılır. Burada yaya olarak oldukça dik bir yamaca tırmanılır.Yakın çevremizde yaşlı karaçamlara ve küçük gruplar halinde de sarıçamlara rastlamak mümkün. Aşağı yukarı 10-15 dakikalık bir tırmanıştan sonra tepeye, Bakacak mevkiine ulaşılır. Burada tüm Milli Park alanı ve Yedigöl'den üç veya dördü kuşbakışı görüş alanınızın içine girer. Dik yamaçtan aşağı inmek, çıkıştan daha zordur, uygun bir ayakkabı giymemişseniz, kaymamak için dallara ve kayalara iyice tutunmanız gerekecek!!! Birkaç kilometre daha aşağı indikten sonra, yolun sağında "Anıt çama gider" işaretini göreceksiniz. Ana yoldan ayrılan dik bir patika, 30-40 m. boyundaki yaşlı kayın ağaçlarından oluşan koyu gölgeli, tam kapalı orman içinden geçirerek anıt çama ulaştırır. Son derece sağlıklı, 30 m.den daha boylu ve 2.10 m. çapındaki bu dev karaçam 550-600 yaşındadır (İstanbul'un fethi veya Amerika'nın Kristof Kolomb tarafından keşfi yıllarında bu ağaç genç bir fidandı.!). Karaçamların kabukları esmer renklidir, ancak bu anıt ağacın kabuğu gri beyaz renktedir. Artık Yedigöller'in bulunduğu havzaya inerken hiç görmediğiniz çok yaşlı dişbudakları, Kayın gövdeli Akçaağaç ile Çınar yapraklı Akçaağaçları, Gümüşi ıhlamur ile Kafkas ıhlamurunu, yaşlı porsukları, sapsız meşeleri, papaz külahı ile ağızlık çalılarını ve ağaç mürverlerini bir arada görmenin şaşkınlığı ve sevincine kapılacaksınız. Büyükgöl'ün kenarında Milli Parklar Müdürlüğü'nün idare binası ve misafirhanesi yer almaktadır.Seringöl'de alabalık yetiştirilmektedir.Yedigöller Alabalık Üretme İstasyonu, Türkiye'de ilk kez kültür alabalığı üretimine öncülük etmiştir, faaliyetini 1965 yılından beri yürütmektedir. Seringöl'ün hemen alt tarafındaki isteyenlere tane hesabı balık da satılmaktadır. Büyükgöl ve Deringöl'ün çevresinde dolaşıp, Nazlıgöl'den Küçükgöl'e dönüş yapan "ÇAĞLAYANI"gördükten sonra, etkili bir koruma ile parkın içerisindeki tampon sahada sayıları artan geyik, karaca ve diğer yaban hayatı sakinleri (örneğin; ayı,domuz,tilki ve sincap) Yedigöl'ler Milli Parkı'nın önemini arttıran diğer doğal varlıkları oluşturur. Milli Park ilan edilmeden önce burada sürüler halinde geyiklere rastlanmış; ama acımasız eller ve av yasaklarını hiçe sayan gözü dönmüşler hepsini yok etmişler.Bu nedenle Milli Park içinde bir "Geyik Üretme Çiftliği" kurulmuş.Çiftlikte üçü dişi biri erkek dört geyik bulunuyor. Yedigöller, kuş meraklıları içinde bulunmaz bir coğrafya.Yalnız tür tür kuşların yapraklar ve ağaçlar arasındaki saklambaç oyununu izlerken ormanda kaybolmamaya dikkat etmelisiniz. Günümüzdeki hızlı ekonomi ve teknolojik gelişmenin doğurduğu sorunların en önemlisi doğanın acımasızca tahribi ve bunun sonucunda insanların üzerine çöken ruhsal ve bedensel bozukluklar. Azalan doğal güzellikler ve dinlenmeye duyulan ihtiyaç ise insanın doğaya olan özlemini bir kat daha arttırıyor. Yedi göller, işte bu özlemin fazlasıyla giderilebileceği ender bulunan sessiz ve sakin bir köşe.
|




